6 Kasım 2017 Pazartesi

KOLİK BEBEK

Dünyaya gözlerimizi nasıl açıyoruz?
Normal doğum, sezeryan?
Nasıl büyüyoruz? Sokaklarda oynayarak? Yoksa etütten etüte, ailelerin çizdiği belirli programlara tabi, daha korunaklı bir yaşamda mıyız? İçimizdeki çocuk, kendini açığa çıkarabiliyor mu?
Her şeyde olduğu gibi büyüme sürecini, biraz da organizma ve fizyolojimiz ve biyokimyamız açısından bilmek, bildiğimizi basit terimlerle de olsa hastalarımıza aktarmak gerekiyor.
1. Bölüm -doğum-
Tüm bebekler dünyaya gözlerini steril açar. Lakin sezeryanla doğan bebek daha da bir steril doğar. Annenin genital bölgesinde bulunan bakteriyel flora, normal doğumda bebeğe oral yoldan bulaşabilse de sezeryanda böyle bir şans yoktur. (Bazı doktorların vajinal sürüntüyü bebeğin ağzına gözüne bulaştırdığı da oluyor halbuki.) 
2. TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ?
Günümüz "domestos" annelerinin titizlenmeleri bir çok çocukta normalden daha az bakteriyel flora gelişimine sebep olmuş, neredeyse sıfır bakteri barındıran çocuklara ulaşılmıştır.
Hasta olmayan, yerde sürünemeyen, toprağa değmeyen, bağışıklık sistemi yediği içtiği gezip oynadığıyla değil, dışardan verilen vitamin balık yağı vs ile güçlendirilen bir nesil geliyor.
Bu noktada "sen nasıl bir eczacısın?" bakışları ile karşılaşabilirsiniz. Ama hep diyorum, bizler ürün satma baskısıyla ezildikçe, alakalı alakasız her hastamıza ihtiyaç duymadığı şeyleri satıyor pozisyonunda bulabiliriz kendimizi.
O yüzden önce doğru olanı anlatmak, ihtiyacı olmayana gereksiz önerilerde bulunmamak gerekiyor. Güçlü bir soru cevap hali her zaman şart bu sebeple.
3. Hayata MERHABA
Şimdi, doğum anına kadar plasenta ile annenin yediği içtiğinden beslenen bir insan yavrusu, sonrasında ilk besini olan anne sütüyle epeyce bir süre idare edecektir.
6. aydan itibaren ek gıdalara geçiş sürecini hepimiz az çok biliriz, her şeyden azar azar, yüksek allerji riski olan besinleri en sona saklayarak, ilerliyoruz.

5 Temmuz 2015 Pazar

AĞRI

Belki de eczanelerimizde en sık rastladığımız sorular ağrı üzerine olduğundan ilk başlığı ona vermeyi uygun buldum ama gerçekten öyle geniş bir konu ki, her zaman güncellemeye ve hatırlatmalara ihtiyacımız olacağına şimdiden eminim.
Her gün kim bilir kaç defa karşılaşıyoruz bir ağrı kesici alabilir miyim sorusuyla?
Tabi ki de ilk yapacağımız, nereniz ağrıyor?
İkinci soru,kim için, kaç yaşında?
Üçüncü soru her hangi bir alerjisi veya mide rahatsızlığı vs var mı?

Dahası, daha birinci sorudan durum çok başka yönlere de evrilebilir. Ayak ağrısı yakınması olan bir hasta size ne düşündürür? Veya ne migren, ne sinüzit ne de astigmata bağlı olmayan bir baş ağrısı?
Aslında bütün bunlar biraz da hayat tecrübesiyle yerleşen önfikirleri oluşturuyor aklımızda.
Ayakları ağrıyan hastanızın mesleğini sorguladığınızda, uzun saatlerini ayakta geçirdiğini öğrenmek sizi şaşırtmayacak muhtemelen...
(Hastalarınızın size müneccim gibi bakmaya başladığı anlar bunlar işte.)
Basma problemi veya ayakkabıya bağlı bir ağrı, hastaları ağrı kesicilere yönlendirmiş olabilir. Unutmamak gerekli ki, ülkemiz kendi öz varlığına dair farkındalıkların düşük olduğu bir memleket.
Vücudun nasıl çalıştığını, neyin neye sebep olabileceğini bilmek, bir çokları için zordan da öte imkansız.
Eczacılığın en sevdiğim anları bunlar işte. Birine neden şeker hastası olduğunu ya da kolesterolün damarları nasıl daralttığını elimle kolumla, yeri gelip çizerek anlatıp, bu muhteşem organizmaya saygı duymalarını ve ona iyi bakmak için yeterli sebepler sunmaya çalışırken, bunu bildiğim için kendimi şanslı hissediyorum. Eğer ki benim farkım da bunları bilmekse aktarmak da görevim sanırım. Kullanamadığım bilginin kime ne faydası var?
Velhasıl, böyle durumlarda hastaya topukluk veya tabanlık önermek, ağrı kesici vermekten kesinlikle daha iyi bir çözüm. Yine çok düz tabanlı ayakkabılar yerine daha ortopedik seçimler yapmalarının uzun vadede çok faydasını göreceklerinden emin olabiliriz.
Gelelim baş ağrılarına; işin aslı baş ağrısı çok geniş bir konu. Ama müdahale edilebilecek ya da temel danışmanlık yapılabilecek türleri var. Hastada yine sorgulanması gereken, göz bozukluğu olup olmadığı, migreni düşündüren parlak ışıklara hassasiyet veya gözde şimşek çakması, sadece belirli saatlerde -yani belirli ortamlarda- başlayan gerilim tipi baş ağrıları için farklı öneriler getirilebilir. Astigmatlılarda bulanık görmenin başağrılarını sıklaştırdığı bir gerçek, gözlük veya lens kullanımı hastayı büyük oranda rahatlatacaktır.
Gerilim tipi başağrılarında doktor önerisiyle hafif bir antidepresan başlanabilir.
Migrende ise hastanın hafif ilaçlarla başlayıp, spesifik ürünlere yönlendirilmesi daha fazla tercih edilir. Kendisine etki eden en düşük dozda ve en az yan etkili ilacı önermek gerekir.
Tüm bu durumlarda yaptığımız aslında, konunun neyle ilgili olabileceğine dair hastaya profesyonel danışmanlık yapmaktır.
Bu da öyle bir iştir ki, bazen bilgiyi bir diğer eczacı arkadaşınızdan, bazen bir hastadan bazen de tamamen dışardan alakasız bir filmden almış olabilirsiniz.Yapacağımız ne? Bilgiyi sorgulamak, bilgiyi kesinleştirmek, derinleştirmek, sonra da kendimize mal etmek, hepsi bu.

18 Haziran 2015 Perşembe

Başlarken

Eczacılık mesleğini, bir çokları gibi ben de yüksek bir bilinç seviyesinde tercih etmemiştim, hatta ilk sene okurken tekrar sınava gireceğim diye diretmiş ve tıp fakültesi için inat etmiştim. 
Ama o ilk senenin sonunda belki de dört yıllık fakültenin bir yılının halihazırda geride kalmış olmasının da çekiciliği ile sınavda aldığım puanı gözardı edip okuluma devam ettim.
Aslında hiç bir zaman parlak bir öğrenci de olmadım, yıllar sonra, en iyi yaptığım işin öğrencilik olduğuna kanaat getirsem bile...
Ben yaşam boyu öğrenci ödülü verilecek kadar istekliymişim meğer bu konuda. Ondandır ki hala geçmedi içimdeki bir fakülte, bir yeni bölüm, bir yeni dil, bir yeni alan daha öğrenme merakı.
Yıllar önce yaptığım bir "gelecekte yapmak istediklerim" listesine ulaştım geçenlerde, babacığım tüm o eski defterleri, günlükleri bizim kadar kurcalamamıştır umarım. 
İşte o listedeki,benim bile unuttuğum hedeflerime ulaşmışım ben zaman içinde, daha çok yolum olsa da, bilmeden o yolda yürütmüş beni kafamdaki bu merak duygusu.
Mutlu olma hakkı veriyorum kendime bunun için, gelelim yenisine.
Mesleğimi çok seviyorum ben, önemsiyorum.. Her yıl ümitsiz stajyerler kapımı çalıyor, onlara da aynısını anlatıyorum.
Sokakta yürürken, kapısını tıklamanıza bile gerek kalmadan içeriye girebileceğiniz ve konunuz ister başağrısı ister boy uzatma, ister günlük ped satın almak isterse de ağız bakımı olsun, eczaneler, aklınıza gelebilecek her konuda sizlere profesyonel danışmanlık verilebilecek sağlık kuruluşlarıdır ve toplumun bedensel ve ruhsal sağlığı için koruyucu değeri -bence- tartışmasız önemde olan danışma merkezleridir.
İşte bu sebeple naçizane, mesleğimi gerçekleştirirken, hastalarım ve çalışanlarımla paylaştığım bilgilerimin her birimiz için kalıcı olması amacıyla yazmayı tercih ediyorum.
Ne demişler; söz uçar, yazı kalır.
Dilerim faydalı olurum.